“Sevdiğim şeyler benim tuğlalarım, onlarla kendime bir ev yaratıyorum”

Onu güler yüzü, nezaketi ve tabii ki Harry Potter sevgisiyle tanıyoruz. Yeni Harry Potter dizisinin haberleri gündemi sarmışken mikrofonu Mösyö Taha’ya uzattık.

Ekrem Buğra Büte

Onu henüz tanımıyorsanız bile içeriklerine bir sosyal medya mecrasında denk gelmiş olmanız oldukça mümkün. Başta Harry Potter olmak üzere sevdiği popüler kültür ürünlerine dair içerikler üreten ve bunları enerjik, samimi ve sevecen günlük hayatıyla birleştiren biri Mösyö Taha. Artık hayatımızın önemli bir parçası olan “içerik üretici”lerinin de özel örneklerinden biri. Mösyö Taha kimdir, neler yapar, kendisinden dinliyoruz.

Önce Twitter’da başlayıp sonra sosyal medyanın farklı yönlerine uzanan bir içerik üreticiliği serüvenin var. Nasıl başladı bu serüven?

Üretmeyi hep sevmişimdir. Sosyal medya içerikleri üretmeden önce de hayatımı bir nevi “içerik” gibi yaşıyordum. 2010’ların başında Harry Potter koleksiyonum sayesinde internetteki Harry Potter topluluklarında tanınmaya başladım. Twitter’ın henüz yeni popülerleştiği dönemlerdi. Ardından arkadaşlarımın yönlendirmesiyle 2016’da YouTube kanalı açmaya karar verdim. Şimdi o kanalın 10. yılını kutluyorum. Bunu hiç beklemezdim.

Mösyö Taha deyince benim aklıma sevgiyi sahiplenmek geliyor. Sinema ve televizyonda sevgimizi kazanan çok şey var ama senin sahiplenme biçiminde özel bir yan var. Sevdiğin şeyleri neden seviyorsun sence?

İzlediklerim ve okuduklarımla çok kişisel bir bağ kuruyorum. Kiminde kendimden bir parçanın temsilini çok hissediyorum, kiminde o içeriğe ilk okuduğum, izlediğim zamanın hafızasını yüklüyorum, sadece bana o zamanı hatırlattığı için seviyorum. Genel olarak anılara, hatırlamaya ve duygulara çok önem veren biriyim. Bazen şey gibi hissediyorum; sevdiğim diziler, filmler, kitaplar veya albümler, resimler, eşyalar benim tuğlalarım ve onlarla kendime bir ev yaratıyorum.

Harry Potter ile büyümek

Harry Potter’la ne zaman tanıştın ilk olarak? 

“Harry Potter ile büyümek” çok kullanılan bir sözdür ya, ben tam olarak o nesilim. Harry Potter ile ilk tanıştığımda Felsefe Taşı’nın filmi henüz çıkmıştı. Şimdiki yayın platformlarının yerinde o zamanlar VCD kiralama dükkanları vardı -bunu söyleyince kendimi çok yaşlı hissettim- ve babam filmin bir kopyasını almıştı. Sabah akşam aynı filmi izledim; sonra Felsefe Taşı’nın kitabı, sonra Sırlar Odası için sinema bileti… Derken neredeyse 25 yıl geçmiş, ben hâlâ bu dünyanın içindeyim. Sanırım kendimi bildik bir yerde hissetmiştim ve bir daha oradan çıkmak istemedim.

Aynı zamanda hukuk okuduğunu ve bir avukatlık geçmişin olduğunu da biliyoruz. Bugün avukatlıkla ilişkin nasıl?

Hukuk stajıma başladığım ilk gün, avukatlığın benim için doğru meslek olmadığını hissetmiştim. Bir yıl süren zorunlu staj ve ardından gelen altı-yedi aylık avukatlık döneminde bir yandan içerik üretmeye devam ettim. Ancak her ikisi de çok zaman isteyen işler. Sonunda ikisinden birini seçmem gereken bir noktaya geldim: Ya içerik üretimini azaltıp avukatlığa ağırlık verecektim ya da sevdiğim bir evren hakkında içerikler üreterek geçimimi sağlayacaktım. Riskli bir karardı ama değerdi. Sadece Türkiye’de değil, dünyada da insanların sevdiği işi yapabilmesi büyük bir şans. Şu an video hazırlamak için Harry Potter kitabı okurken, duruşmaya girmek için dava dosyası okuyor olabilirdim. Bu farkındalık, yaptığım işe verdiğim değeri çok artırdı. Umarım böyle devam eder.

İçeriklerin sayesinde koleksiyonculuğunu da takip ediyoruz. O nasıl başladı, nasıl gidiyor?

Aslında koleksiyon yapayım gibi bir amacım yoktu. Sadece filmlerde kullanılan eşya replikalarını seviyorum. Sevdiğim kurgusal bir dünyadan bir nesneyi elimde tutmak, o dünyayı bir nebze gerçek kılıyor. Önce bir asa, sonra bir gözlük, sonra bir pelerin derken büyük bir koleksiyona dönüştü. Koleksiyon yapmak çok keyifli; ama bir yandan da beklenmedik zorlukları var – temizlik gibi! Her şeyi kendim yapmak zorundayım. Ama gerçekten değiyor.

Pek çok insan seni Harry Potter’la tanıyor ama ben tam bir sinefil olduğunu da biliyorum. Yeni yapımları takip edebiliyor musun? Sevgini kazanan filmler ve diziler var mı?

Eskisi gibi değil ama takip etmeye çalışıyorum. Eskiden özellikle film festivallerini çok yakından izler, günde en az iki film seyrederdim. Sanırım o bir dönemdi. Ama bu da bir dönem. Ve o günlerin geri gelmesini bekliyorum. Son zamanlarda gönlümü kazanan yapımlardan biri All of Us Strangers. Posterini astım bile salonuma.

Dijital yayıncılık içerisinde kitlenle ilişkin de çok ilham verici bence. Yüz yüze de pek çok buluşma düzenliyorsun…

Bir video yüklediğimde, o videoyu izleyecek kişi belki o an yemek yiyor ve ben eşlik ediyorum, belki dersten kaçmaya çalışıyor ve ben eğlendiriyorum, belki ailesiyle tartıştı ve ben sakinleştiriyorum. Aslında içeriklerini tüketmeyi seçtiğimiz insanları hayatımıza sandığımızdan çok daha fazla alıyoruz. Onlara vakit ayırıyoruz; kafamızda onlarla tartışıyor, fikirlerine katılıyor ya da karşı çıkıyoruz. Bir nevi tek taraflı arkadaşlarımız oluyorlar. Yüz yüze buluşma imkanının olması da bu ilişkiyi gerçek kılıyor. Beni izleyen insanlarla bir araya gelmeyi gerçekten çok seviyorum.

Evinde boş duvar yok

Taşınma sürecini de takip ettik vlog’larından. Yeni bir yaşam alanı üretmek nasıldı?

Hem keyifli ve heyecanlı, hem de biraz hüzünlü. Yaşadığım yerlerin beni yansıtması için çok emek harcıyorum. Evimde hiç boş duvar göremezsiniz: Sevdiğim film afişleri, fotoğraf çerçeveleri, kitaplıkta dizili figürler… Bu bağ kurma hâli çok güzel ama vedalaşma zamanı geldiğinde her şeyi daha ağır kılıyor. En son oturduğum ev, şimdiye kadar en sevdiğimdi. Gerçekten çok eski bir binaydı ve olası bir deprem aklımın bir köşesinden hiç çıkmıyordu. Ama güzel tarafına bakıyorum: Şimdi çok daha güzel bir koleksiyon odam var. Taş duvarlar, ahşap paneller, eski kitaplıklar. İnsan gerçekten Hogwarts’ın bir odasındaymış gibi hissediyor. Eşyaları hak ettikleri gibi sergileyebilmeyi çok seviyorum.

Şu linç meselesini de sorarak tamamlayayım sorularımı. İnsanların sevgisini açıkça gösteren kişilere olan öfkesi bana çok tuhaf geliyor. Neden öfkelendi sence sana bu kitle? Neler oldu senin açından?

Yaşadığım, en anlam veremediğim linçlerden biriydi. Kaçıranlar için kısaca özetleyeyim: HBO’nun yeni Harry Potter dizisinden ilk fragman yayınlandı, ben de popüler bir format olan reaksiyon videosu çektim ve ağladım. Evimde Harry Potter odası var -bence ağlamasaydım asıl o haber olurdu. Ben zaten çok ağlayan biriyim. Gittiğim konserlerde, izlediğim filmlerde, hatta komik bir köpek videosunda bile. Ağlamaktan çekinmem, çünkü ağlamak tıpkı kahkaha gibi duyguların dışa vurumundan ibaret. Ama insanlar ağlamayı hayatlarından o kadar uzaklaştırmış ki, ağlayan biri görmek onlara “acınılası”, “utanılası”, hatta “feminen” geliyor. Üzgünüm ama değil. Belki ağlayan birini görmek, kendi yaşayamadıkları duyguları gösteren bir ayna etkisi yaratıyordur. Belki bir şeyi bu kadar sevdiği için ağlayan birini görmek, hayatta hiçbir şeyi o kadar sevmediklerini hatırlatıyordur.

Bir yanıt yazın