Türkiye 3 Bant Bilardo Kadın Milli Takımı sporcumuz Güzin Müjde Karakaşlı, ülkemize bir ilki yaşattı ve 3 Bant Bilardo Dünya Şampiyonu oldu. Burada okuyacağınız röportaj, sporcumuz henüz Dünya Şampiyonası’na hazırlanırken yapılmıştı. Kendisi şampiyonluğu sonrasında EQ Dergi okurlarıyla ayrıca duygularını paylaştı.
“Tüm Kız Çocuklarına Armağan Olsun”
“EQ Dergi ile son görüşmemizde potansiyelime yakışır bir podyum hayalimden bahsetmiştim. Bugün önceki sohbetimize küçük bir revizyon yapmam gerekiyor.
Gururla ifade edebilirim ki Türkiye Bilardo Federasyonu’nun kuruluşundan bu yana müzemizde eksik olan tek kupayı, Kadınlar Dünya Şampiyonluğu unvanını ülkemize getirmeyi başardım ve Dünya Şampiyonu olan ilk Türk kadın sporcu oldum.
İnatla, azimle, pes etmeden hayallerinin peşinden koşan tüm kız çocuklarına armağan ve ilham olmasını dilerim.”

MELİS ÇALAPKULU
Müjde Hanım, sizi yakından tanımak isteriz. Öncelikle ailenizden başlayalım mı? Bize onlardan ve sporla dolu çocukluğunuzdan, voleybolun hayatınızdaki yerinden biraz söz eder misiniz?
Elbette, annem ve babam voleybol oynarken taşımışlar. İkiz kardeşim ve ben Denizlispor alt yapısında voleybol oynayamaya başladığımızda 5 yaşındaydık. Evde yalnızca voleybol değil basketbol, futbol, atletizm gibi birçok spor taktik detaylarıyla izlenir, takip edilirdi. Evdeki mini basketbol potasında yapılan aile içi turnuvalar ve karşıdaki ilkokulun bahçesinde babamla smaç manşet çalıştığımız antrenmanlar gibi hareketle, fiziksel aktiviteyle geçen bir çocukluğum olduğunu söyleyebilirim. Ne yazık ki babamı ve annemi oldukça erken kaybettim, onlar bu yolculuğun bilardo kısmına hiç şahit olamadılar.
Voleybol oynarken birden yönünüz bilardoya dönüyor… O süreci sizden dinleyebilir miyiz? Sonra önemli başarılar elde etmişsiniz. Bunlardan biraz söz eder misiniz?
Üniversite sınavına hazırlandığımız süreçte, sınav konsantrasyonumuzun etkilenmemesi adına birkaç arkadaşım ve ben, önce maçlardan sonra da antrenmanlardan deyim yerindeyse el çektirilmiştik. Bütün çocukluğum ve ilk gençliğim, aşık olduğum voleybolun içinde vakit geçirerek geçmişti ve hayatımda inanılmaz bir boşluk ortaya çıkmıştı. Tam da o dönemde deneme sınavları sonrası arkadaşlarımın bilardo oynadığı salona gittiğimizde yolum bilardoyla kesişti, ama bunu ciddi bir eğitim ya da tedrisat gibi düşünmenizi istemem, bizler yalnızca sınav senesinde arkadaşlar arasında pool bilardo oynayıp stres atıyorduk. Salon sahipleri bir gün beni yetenekli bulduklarını, bana 3 bant bilardo öğretmek istediklerini söylediklerinde tam olarak neye tamam dediğimi bilmiyordum. Sonrasında da teorik olarak bilardoyla geç tanışmış olmama rağmen önce Türkiye’de sonra Avrupa’da madalya kazanan en genç kadın sporcu olma başarılarını elde ettim. Bireysel Avrupa ikinciliği, Dünya beşinciliği, Milli Takımlar Avrupa Şampiyonluğu gibi özgeçmişimdeki madalya ve başarıların önemli bir kısmı üniversiteden mezun olup avukatlık ruhsatımı aldıktan sonra geldi. 2015’ten bu yana ülkemizi uluslararası müsabakalarda temsil ediyorum.

Bilardo sizin için ne ifade ediyor. Bu sporu yapmak isteyen gençlere ve ailelerine neler önerirsiniz?
Bu öyle zor bir soru ki… Tarih boyunca Nikola Tesla’dan Einstein’a, Mozart’a kadar pek çok dahiyi kendine hayran bırakmış bir spordan bahsediyoruz. Sonsuz zorluğunda kendi potansiyelinizce ilerlemeye çalışıyorsunuz. Bu öz farkındalık, stres yönetimi ve sükunet gerekliliği benim kişisel gelişimime çok yardımcı oldu. Bilardo yüzlerce yıldır insanlığın hayatında olan adeta survivor bir spor olsa da ülkemizde idari bir kimlik kazanması ve yarışmalara sporcular yetiştirmesi bakımından oldukça genç bir spor. Gençler ve ailelere son 20 yıldaki dönüşümünden sonra bilardoyla tanışmak ve bu yolculuğun tadını çıkarmak için ilk adımı atmalarını öneriyorum, zira biliyorum ki bilardo evrenine aşık olmak için gerekli tek şey o.
Bilardonun olimpik bir branş olması yönündeki adaylık süreçlerini takip ettiğinizi biliyoruz. Bilardo sizce neden olimpiyat ruhuna çok yakışıyor ve bu sporun hak ettiği küresel vizyona ulaşması için sizce en büyük eksiklik nedir?
Bilardo hali hazırda Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nin (IOC) tanıdığı sporlar arasında ve adaylığı devam ediyor. Hassasiyet Sporları arasında yalnızca yuvarlak cisimlerin çarpışması değil geometri, fizik ve strateji gibi beceriler ve çok yüksek seviyede adaptasyon gerektiriyor; zira her bir masanın reaksiyonu farklı olduğu için o andaki şartlara göre tercih yapmalı ve uygulamalısınız. Rakibin zor bir sayısının hemen o sırada alkışlandığı, milyarlarca olasılık arasından en optimum olanın süzülüp 40 saniye içinde uygulandığı, kıyafet ve müsabaka sırasındaki genel davranış kodlarıyla bir yanıyla insan aklının sınırlarını zorlarken bir yanıyla rekabet içindeki saygıyı koruyan bir spor doğal olarak olimpiyat ruhuyla uyumludur diye düşünüyorum. Bu alan idari kimlik açısından henüz çok genç, yatırım ve geliştirmeye çok açık. Olimpiyat adaylığını sonuçlandırmak için kurulan şemsiye konfederasyon WCBS eliyle dünyanın dört bir yanından sporcuları davet ettikleri turnuvalarda bu rüştü ispat eden ve belki şu an emekleme adımlarını gördüğümüz bilardo, eminim ki yakın gelecekte çağın dijital tanıtım gereklilikleri karşılayarak mutlaka olimpik olacak. Ben de ülkemizi kadınlar bilardosunda Olimpiyatlar’da temsil etmek için bugünden çalışmalarımı sürdürüyorum.

Erkek egemen algılanan bilardo masasında, bir kadın sporcu olarak ilk dönemlerde ne gibi önyargılarla karşılaştınız? Gülşen Degener ile birlikte kazandığınız Avrupa Şampiyonluğu gibi başarıların Türkiye’deki genç kızlara nasıl bir kapı araladığına inanıyorsunuz?
Toplumsal cinsiyet bariyerleri çoğunlukla bizim koyduğumuz bariyerler değil ama hikayemizi anlatarak ve başarılarımıza her gün bir yenisini ekleyerek bunları adım adım kaldırmak mümkün. Okul sporları ve bizlerin proje bazlı katkıları sürdükçe kız çocuklarının masaya erişimi ve rahatlıkla vakit geçirdikleri süre artacak. Henüz oldukça yeni bir kurum olmasına karşın Türkiye Bilardo Federasyonu müzesi inanılmaz başarılarla dolu. Umuyorum ki bu başarı mirası ve biz kadın sporcuların başlangıçtaki katkısı birkaç nesil sonra kız çocuklarına ilham olacak.
Profesyonel kariyeriniz hukuk alanında. Bilardonun mesleğinize de katkısı olduğunu düşünür müsünüz? Bilardo tamamen geometri, momentum ve strateji üzerine kurulu bir spor. Hukukta da hamlelerinizi önceden planlamanız ve savunma/atak dengesini kurmanız gerekir. Masadaki bir 3-bant stratejisi ile mahkeme salonundaki bir dava stratejisi arasında zihinsel olarak nasıl benzerlikler var?
Lisans eğitimimi tamamladıktan sonra yine İstanbul Bilgi Üniversitesinde Ekonomi Hukuku Yüksek Lisans programını tamamladım ve özel hukuk alanında çalışmalarımı sürdürüyorum. Hukuk ve bilardo en temelinde sürekli değişen şartlarda en yoğun seviyede muhakeme gerektiren iki disiplin ve birbirine zaman zaman çok yakınsıyor. Kullanabileceğiniz deyim yerindeyse silahlara çok hakim olmalı ve onları hangi anda kullanacağınızı seçmeli ve bir sonraki hamlenizi kurgulamalısınız. Her bir gün kendinizi geliştirmeli ve güncel tutmalısınız. Bunlar inanılmaz ortaklıklar. Her bir uyuşmazlığın hikayesi farklı olduğu gibi her bir maçın da hikayesi biricik ve eşsiz. Bilardo ayrıca hamlenin uygulanması bakımından bir kusursuz hassasiyet aradığı için hamleyi düşünmenin yanında uygulamak için sürekli bir hazır olmayı ve kaslarınıza/vücudunuza iyi bakmayı gerektiriyor.
Bu arada merak etmekten kendimi alamadım, bilardoda çok başarılı olduğunuzda bu işten para kazanılır mı, geçimini sadece bundan sağlamak mümkün müdür yani?
Elbette merak etmeniz çok doğal, kadınlar disiplini henüz çok genç, ilk uluslararası turnuva 22 yıl önce düzenlenmiş. Erkeklerde carom turnuvalarının neredeyse 150 yıllık bir geçmişi olduğu düşünülünce henüz proje ve pazarlama yönetimi oturmuş değil. Olimpik olduktan sonra çok değerlenecek olsa da henüz sadece buradan geçiminizi sağlamak Türkiye’de mümkün değil. Hatta üzülerek belirtmeliyim ki çok daha yoğun şekilde tecrübe kazanabileceğim pek çok yurt dışı turnuvalarını finansal zorlukları sebebiyle pas geçmek durumunda kalıyorum.
Başka hobileriniz var mıdır? Seyahat etmeyi sever misiniz? Gündelik yaşamda neler yaparsınız?
Özellikle topla oynananlar olmak üzere bütün sporları büyük bir keyifle takip ediyorum aslında. Ama voleybol benim ilk aşkım ve efsane Özlem Kaptan’lı, Natalia Hanikoğlu’lu sezonlardan beri voleybol hep ajandamın bir parçası. Hatta bir Avrupa kampı takvimiyle çakışması talihiyle sultanların Brüksel’de Avrupa Şampiyonu olduğu final maçını salonda izleme fırsatım olmuştu. Onun dışında günde 3 ila 5 saat arasında sürantrane riskini bertaraf edecek şekilde organize ettiğim kişisel antrenman ve fitness rutinlerim var. Her ne kadar zaman zaman ilginç bir istekle şöyle 500 sayfa ve üzeri bir kitap okuma iştahı duysam da görece yeni bir alışkanlık olarak çoğunlukla bir yerden bir yere geçerken sesli kitap dinliyorum. Çocukluk arkadaşım diyebileceğim bir klasik, bir akustik gitarım var, arada onlarla hasbihal ediyoruz.
Kariyerinize üst üste Türkiye şampiyonlukları ve uluslararası madalyalar sığdırdınız. Şu an masaya her geçtiğinizde Güzin Müjde Karakaşlı’yı en çok motive eden, “Bunu da başarmalıyım” dediğiniz nihai hayaliniz nedir?
İlk olarak bu sene eylül ayının üçüncü haftasında düzenlenecek Kadınlar Dünya Şampiyonası’nda potansiyelime yakışır bir podyum hayalim var. Ama en büyük hayalim Olimpiyatlar’da altın madalyayı ülkemize ve kendime kazandırmak.
Son olarak, bizlerle paylaşmak isteyeceğiniz ilginç anılarınız var mıdır?
Milli takımlar Avrupa Şampiyonu olduğumuz turnuvada –organizasyon komitesinin davet ettiğinden bizim haberdar olmadığımız- Semih abi ve Şenay ile karşılaşmamız, onların tren biletlerini yakıp final maçımız için turnuvayı izlemeleri ve benim son Dünya Şampiyonu meslektaşım Therese Klompenhouwer’i yenerek altın madalyayı ülkemize getiren galibiyeti aldığım maçı unutamıyorum elbette. Ama havaalanında milli takım eşofmanını görüp branşı sorduktan sonra maç teklif eden gümrük polislerinden, uçuşa son anda yetiştiğim Incheon Havalimanı ve tamamen Korece tabelalar arasında mücadele verdiğim Güney Kore’deki şehirlerarası otobüs terminalleri maceralarım da unutamadıklarım arasında.
